Bir Elmanın İki Yarısı: Duygular ve Cinsellik

Bir Elmanın İki Yarısı: Duygular ve Cinsellik

Bazen duygularımız çok canlıdır, ne yaparsak yapalım kulağımıza fısıldamaya devam ederler: “Ben buradayım! Beni unutamazsın!” Eğer bu ses olumlu duygulardan kaynaklanıyorsa ne güzel! Motivasyonumuz ve enerjimiz artar. Olumsuz olduklarında ise bizi tüketir. Her zaman duygularımız ile bu şekilde ilişik olamayız. Bazen çeşitli nedenlerle (çok fazla acıya neden olmaları, yüzleşecek gücümüzün olmaması vb.) duygularımızı bastırmamız gerekir.

Biz farkında olmasak da duygularımız bir enerjiye sahiptir. Ne kadar yok etmeye çalışsak da yüzleşemediğimiz ve aktaramadığımız sürece eylemlerimize, ilişkilerimize yansırlar. Enerjilerini aktaracak sinsi bir yol bulurlar. Yani duygularımızı yok edemeyiz sadece bastırır ya da bastırmaya çalışırız. Bastırılan duygular söz konusu olduğunda cinsellik de nasibini alır. Nasıl mı? Cinsel isteksizlik, anorgazmi gibi cinsel işlev bozuklukları, cinsel doyumda azalma gibi pek çok şekle bürünerek tabii ki.

Cinsellikle ilgili ne kadar çok korkumuz olduğunu düşününce cinselliği duygularımızdan ayıramayacağımızı anlamak daha kolaydır. Karşı cinsten kork­mak, başkasına bağımlı kalacak olmaktan kork­mak, cinsel hastalık kapacak olmaktan korkmak, cezalandırılmaktan korkmak, hamile kalmaktan korkmak, canının acımasından korkmak… Bu korkularımızın nesilden nesle nasıl aktarıldığı ise diğer bir korkutucu kısımdır (!)

Kusurluluk şemasının yansıması olan “yetersizlik ve eksiklik duyguları” “Çirkinim, yetersizim, beceriksizim!” gibi eleştirel ve küçümseyici bir sese sahiptir. Bu ses içten içe özgüvenimizi törpüler. Hal böyle olunca doğal, anı yaşayan bir partner yerine kendi bedenini bile görmeye dayanamayan, yetersizliği ile boğuşan bir partner haline geliriz. Bir zaman sonra gerçekten beceriksizleşir, cinsellikten kaçınır hale geliriz. Kısacası, kendi potansiyelimizi, kendi ilişkimizin ihtiyaçlarını göz önüne almadığımızda sadece eksiklikler kancasına takılı bir cinsel hayatımız olur.

Diğer yandan saldırganlığın cinsellikte yaşandığı ilişkileri “öfkenin” dışavurumu olarak düşünebiliriz. Erkeklerin daha rahat yansıttıkları bu saldırganlık bir zaman sonra kadınlarda öfkenin yoğunlaşmasına neden olabilir. Öfke beslediğiniz, güvende hissetmediğiniz bir ortamda cinsellik nasıl haz kaynağı, oyun alanı olabilir? Kim öfke duyduğu birine kendini bırakabilir? Saldırganlığın toplumumuzda her alanda beslendiğini düşününce cinsel isteksizliğin görülme sıklığının yüksek olması da oldukça normaldir. Ya da bastırılan öfkenin ilişkilerin her alanına yansıması.

Bugün hala daha cinselliği doktorumuzla, terapistimizle konuşamıyorsak es geçemeyeceğimiz bir duygu daha vardır. Gelişim dönemlerinin getirdiklerini inkar eden ebeveynlerin (çoğu zaman çocuklarını korumak isterken) hissettirdikleri yoğun bir duygu: Suçluluk. Çocukların gelişim dönemlerine özgü cinselliği keşfettikleri, rolleri öğrendikleri, merak ettikleri oyunları ergenlerin ise yeni keşifleri, masturbasyon gerçeklikleri vardır. Hakaret, cezalandırılma, utandırılma ile sonlandığı takdirde bilinçdışında günahkarlık, ayıp, kirlilik duygularıyla eşleşen bir cinsellik algısına neden olabilirler. Bir diğer ihtimal kişinin haz veren cinselliği hak etmediğini düşünerek pek çok şekilde (ağrılı, sancılı bir birliktelik yaşamak gibi) bilinçdışında kendini cezalandırmasıdır. Benzer şekilde günahkar senaryolara dayanan pornoların seyredilmesinde bilinçdışında kirlilik, iffetsizlik ile eşleşen cinsellik algısının etkisi olduğunu yadsıyamayız.

Sevgi dili fiziksel temas olanlar için cinsellik daha yumuşak bir geçiştir. Ailesi tarafından başı bile okşanmayan, tacize, şiddete uğramış çocuklar için aynı şeyi söylemek maalesef mümkün değildir. Sadece cinsellik değil yetişkinliğin her alanında ürkeklikleri ve güven duygusunun eksikliğini hissedebilirsiniz. Sınırları ya çok zorlanmış ya da hiç kapısı tıklanmamış bu çocukların yetişkin olduklarında kendilerini hem duygusal hem de fiziksel olarak açmaları çok zordur. Bu empatiye sahip bir partnerleri varsa durum biraz daha kolaylaşabilir. Aksi halde güvensizlik duyguları baskı, suçlama ve alay ile pekiştirilerek utangaçlıklarının artmasına neden olabilir.

Kırgınlık, yetersizlik, öfke, nefret, utanç, suçluluk, korku, güvensizlik… Belli ki bu duygular sadece benliğimiz ile değil partnerimiz ile de aramıza bir duvar örüyor. Heyecana, eğlenceye, hazza, tutkuya, yakınlığa yer açabilmek için önce bu duvarı yıkmamız gerekiyor.

Kaynakça

Hertlein, K. M., Gambescia, N., & Weeks, G. R. (Eds.). (2015). Systemic sex therapy (Vol. 20, №2–3). Routledge.